28/07/2026 Okumaya değer metinler. Paylaşmaya değer bakışlar.
“İnsan Kendi Hayatının Hangi Noktasında Yargılanır?”: Burak Şahin ile Söyleşi
Kitapsaray Dergi

“İnsan Kendi Hayatının Hangi Noktasında Yargılanır?”: Burak Şahin ile Söyleşi

Avatar fotoğrafı
Editör Temmuz 23, 2026 7 dk okuma

Kitapsaray Söyleşileri’nde bu kez yazar Burak Şahin’i ağırlıyoruz. Şahin’in Kayıp Hayatlar Mahkemesi dizisi; Hacze Kabil, Pardon! Başkanım, Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi, Aşkımızı Kim Öldürdü? ve Cevdet Bey Usulen Yaşıyor adlı beş bağımsız romandan oluşuyor.

Bu kitaplar aynı kahramanın devam eden serüveni değil. Her biri kendi atmosferine sahip: hukuki ve vicdani bir haciz dosyası, absürt bir makam düzeni, yarım kalmış bir hikâyenin iç sesi, evlilik içinde açılan sessiz bir suç dosyası ve ölümden sonra bile kapanamayan bürokratik bir kayıt.

Burak Şahin ile romanların ortak sorusunu, hukukun metne kattığı mesafeyi ve edebiyat ile vicdan arasındaki geçişleri konuştuk.

“Mahkeme” kelimesi sizin için romanlarda neyi temsil ediyor?

Mahkeme kelimesi ilk bakışta doğal olarak hukuki bir mekânı çağrıştırıyor. Ama benim için Kayıp Hayatlar Mahkemesi’ndeki mahkeme bundan daha geniş bir yer. İnsanın kendi hayatına bakmak zorunda kaldığı her an biraz mahkeme gibi. Bazen bir evin içinde, bazen bir dosyanın kenarında, bazen de hiç kimseye söylemediğiniz bir cümlenin içinde kuruluyor.

Bu dizide karakterlerin her zaman dışarıdan yargılandığını söyleyemem. Çoğu zaman kendi kendilerini yargılıyorlar. Daha doğrusu, uzun süre erteledikleri bir soruyla karşı karşıya kalıyorlar. Benim için romanın asıl gerilimi de burada başlıyor.

Bu beş kitabı aynı dizi içinde düşünmenizin sebebi neydi?

İlk bakışta birbirinden farklı kitaplar bunlar. Hacze Kabil ile Pardon! Başkanım aynı tonda değil; Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi ile Cevdet Bey Usulen Yaşıyor da aynı duygusal iklimde ilerlemiyor. Ama yazarken her birinin aynı merkeze yaklaştığını fark ettim: İnsan, kendi hayatının hesabını hangi kelimelerle verir?

Bir kitapta bu hesap borç üzerinden açılıyor, birinde makam, birinde kayıp, birinde evlilik, birinde ölüm. Bu yüzden dizi fikri bana doğal geldi. Devam hikâyesi değil; ortak bir mahkeme hissinin farklı dosyaları.

Hukuk dilinin romanda tehlikeli bir soğukluğu da var. Bunu nasıl kullandınız?

Hukuk dili düzen kurar. Karmaşık, duygusal, dağınık bir olayı belirli başlıklar altına toplar. Bu gerekli bir şey ama aynı zamanda eksilten bir şey. Bir insanın yaşadığı kırılma, dosyada çok daha kuru bir cümleye dönüşebilir.

Benim romanlarda ilgilendiğim yer, o eksilme. Bir tutanakta yer bulamayan duygu ne olur? Bir beyanın arkasında kalan suskunluk nereye gider? Hacze Kabil’de, Aşkımızı Kim Öldürdü?’de ve Cevdet Bey Usulen Yaşıyor’da bu mesafe farklı biçimlerde karşıma çıktı.

Hacze Kabil’de borç ve vicdan yan yana ilerliyor. Bu romanı diğerlerinden ayıran şey nedir?

Hacze Kabil, dizinin hukukla en doğrudan temas eden kitabı. Fakat benim için asıl mesele icra işleminin kendisi değildi. Bir insanın hayatına maddi olarak dokunan bir işlem, o işlemi yapan ya da ona tanık olan kişilerin içinde de bir şeyi hareket ettirir mi, bunu merak ettim.

Haciz işlemi çok somut bir şey: raf, kasa, soğutucu, eşya, tutanak. Ama o somutluğun içinde soyut bir alan açılıyor. Utanç, korku, merhamet, kendini savunma… Bunlar kayda nasıl geçer? Belki de geçmez. Roman biraz bu kayıtsız bölgenin etrafında dolaşıyor.

Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi’nde daha şiirsel ve tekinsiz bir damar var. Bu kitap sizin için nerede duruyor?

O kitap benim için daha sessiz bir yerde duruyor. Kayıp duygusunun her zaman yüksek sesli olmadığını düşünüyorum. Bazen bir insanın hayatında eksilen şeyi kendisi bile tam adlandıramaz. Mavi Korkusuz’da beni ilgilendiren, hikâyenin yarım kalmasından çok, yarım kalan şeyin insanda nasıl yaşamaya devam ettiği oldu.

Bu nedenle dilinin diğer kitaplara göre daha atmosferik olmasını istedim. Daha çok yankıya, eksikliğe, bekleyişe yaslanan bir roman. Kesin cevaplardan çok, okurun zihninde kalan izlerle ilgileniyor.

Aşkımızı Kim Öldürdü? bir evliliği neredeyse bir dosya gibi açıyor. Bu romanın ana meselesi neydi?

İlişkilerde insanlar çoğunlukla bir sebep arıyor. Bir şey bittiğinde, “kim yaptı?” sorusu çok kolay geliyor. Aşkımızı Kim Öldürdü? bu refleksle ilgileniyor. Ama romanın amacı tek bir fail bulmak değil. Daha çok, iki insanın yıllar içinde nasıl birbirinden uzaklaştığına, hangi cümleleri kurmadığına, hangi konuşmaları ertelediğine bakıyor.

Evlilik bazen büyük kavgalardan çok küçük sessizliklerle yıpranır. Bir tabak kırılır, bir cümle söylenmez, bir bakış değişir, sonra bunların hepsi normalmiş gibi yaşamaya devam eder. Romanın gerilimi biraz buradan geliyor.

Pardon! Başkanım ve Cevdet Bey Usulen Yaşıyor’da bürokrasi daha absürt bir alana kayıyor. Sizce bürokrasi neden roman için verimli bir malzeme?

Çünkü bürokrasi insanın kendini ciddiye alma biçimlerinden biri. Bir yandan hayatımızı düzenliyor, bir yandan da bazen hayatın kendisinin yerine geçiyor. Bir form, bir imza, bir unvan, bir onay; bunlar ilk bakışta çok kuru şeyler ama insanın varlığını nasıl tanımladıklarıyla ilgili çok dramatik bir tarafları var.

Pardon! Başkanım’da makam dili hayatı komik ve korkutucu biçimde yutuyor. Cevdet Bey Usulen Yaşıyor’da ise kayıt, insanın ölümünden sonra bile onu bir yere bağlamaya devam ediyor. İki kitapta da absürtlük var ama bu absürtlük bence gerçeğe uzak değil; tam tersine, bazı gerçekleri daha görünür kılıyor.

Yazarken sinema çalışmalarınızın etkisini hissediyor musunuz?

Evet, ama bunu sahneleri film gibi yazmak anlamında düşünmüyorum. Sinema bana daha çok ritim, bakış ve sahne içi gerilim konusunda yardım ediyor. Bir karakterin ne söylediğinden çok neyi söylemediği, bir mekândaki küçük ayrıntının sahnenin duygusunu nasıl değiştirdiği, sessizliğin nasıl kullanıldığı gibi şeyler roman yazarken de önemli.

Romanın sinemadan farklı bir iç alan açma imkânı var. Ama sahnenin nerede başlayıp nerede biteceği, okurun hangi ayrıntıyı ne zaman göreceği, hangi bilginin ne kadar geciktirileceği gibi konularda sinemanın düşünme biçimi bana yakın geliyor.

Bu diziye yeni başlayacak bir okura ne söylersiniz?

Okuma sırasının zorunlu olmadığını söylerim. Her kitap bağımsız. Ama dizinin genel sorusunu hissetmek isteyen biri Hacze Kabil ile başlayabilir. Daha içine dönük bir okuma isteyen Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi’ne, ilişki ve evlilik tarafına yakın olan Aşkımızı Kim Öldürdü?’ye, absürt bürokrasiye yakın duran biri Pardon! Başkanım’a, ölüm ve kayıt fikrini merak eden biri de Cevdet Bey Usulen Yaşıyor’a gidebilir.

Benim için önemli olan, okurun bir noktada bu beş kitabın aynı sorunun etrafında dolandığını hissetmesi. Cevaplar değil, sorular birbirine bağlı.

Kitapsaray notu

Burak Şahin’in Kayıp Hayatlar Mahkemesi dizisi, yerli romanda hukuk, vicdan, bürokrasi ve insanın kendini aklama biçimleri üzerine kurulmuş dikkat çekici bir bütün sunuyor. Beş kitap, tek bir devam hikâyesi anlatmadan ortak bir mahkeme duygusunu paylaşıyor.

Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için yazar Burak Şahin sayfası ziyaret edilebilir. Kitaplar Kitapyurdu Burak Şahin yazar sayfası üzerinden incelenebilir.